Eşcinsellik Olgusu
Eşcinsellik, kişinin cinsel, duygusal ilgi ve isteğinin (cinsel yöneliminin) kendisiyle aynı cinsten kişilere dönük olması. Sadece kendi cinsine yönelenlere homoseksüel, hem karşı cinsine, hem kendi cinsine yönelenlere de biseksüel denir. Erkek eşcinseller, aktif ya da pasif olsun, eşcinsel kabul edilir.
Eşcinselleri tanımlamak için çok çeşitli kavramlar kullanılır. Kadın eşcinselleri tanımlamak için 1800'lü yıllardan beri kullanılan lezbiyen sözcüğünü karşılamak için Fransızca kökenli gey (Fr: gai, İng: gay) sözcüğü, 1960'larda önceleri sadece erkek eşcinselleri tanımlamak için kullanılmaya başlanmıştır. Zamanla tüm eşcinseller için kullanılır hale gelmiştir. Eşcinsel anlamına gelen bazı argo tabirleri hakaret ya da aşağılama amaçlı kullanmak, birçok gelişmiş ülkede "nefret suçu" kapsamına girer ve cezai yaptırımla karşılaşılabilir.
"Hastalık" statüsü
Amerikan Psikiyatri Kurumu, 1973 yılında eşcinselliği, "Akıl Hastalıkları Teşhis ve İstatistikleri Klavuzu"ndan çıkarmıştır. 1 Ocak 1993 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (WHO) eşcinselliği "Uluslararası Hastalıklar Sınıflandırması"ndan çıkarmıştır. ICD-10 maddesi "cinsel yönelim, tek başına, bir rahatsızlık/hastalık olarak kabul edilemez" şeklindedir.
Eşcinsellikle ilgili teoriler:
21. yüzyıla gelindiğinde birçok toplum cinselliği daha rahat ve açık bir şekilde tartışır hale geldi. İnsan cinselliğinin bir ifadesi olarak eşcinsellik kabul görmesi başladı ve bunun bir sonucu olarak eşcinsellikle ilgili hurafeler terkedilmeye başlandı. Özellikle 1950 ve 60'larda yaygın olan, erkek eşcinsellerin zayıf ve kadınsı oldukları, lezbiyenlerin erkeksi ve saldırgan oldukları inanışları büyük oranda terkedildi.
20. yüzyılda ABD'de, "seks araştırmaları" adı altında, amacı cinsel ilişkileri incelemek olan bir sosyal ve davranış bilimi oluşturuldu. Araştırmacı Alfred Kinsey'in 1948'deki raporuna göre eşcinsel aktivite gerek erkek gerekse bayan ergen Amerikalılar arasında oldukça yaygındı. Örneğin erkek deneklerin %30'u bir şekilde eşcinsel aktivitede bulunduğunu belirtti. Yine erkeklerin %10'u, 16 - 55 yaşları arasında, uzun süreli (1 ila 3 yıl) eşcinsel ilişki yaşadığını belirtti. Aynı çalışmada bayanların yarısına yakını eşcinsel aktivitede bulunduğunu belirtti. Kinsey'in metodları ve ulaştığı sonuçlar uzun yıllar tartışıldı. Yakın dönemde yapılan araştırmalarda Kinsey'inkilerden az ya da çok yüzdelere ulaşıldı. Örneğin 2003 yılında yapılan bir araştırmaya göre Norveçlilerin %12'si eşcinsel ilişkide bulunmuştur.
Alfred Kinsey cinsel aktiviteleri homoseksüel ya da heteroseksüel olarak ayırmaktansa, geniş bir yelpaze üzerinde değerlendiriyordu. Bu yelpazenin en uç noktalarını homoseksüelliğin ya da heteroseksüelliğin en ileri düzeyleri oluşturuyordu. Biseksüellerin orta noktada bulunduğu kabul edilirse diğer bireylerin herbiri bu yelpazenin sağında veya solundaki bir noktada yer alıyordu. Örneğin konuma bağlı eşcinsel aktivite (İng: situational homosexual activity), karşıt cinsin bulunmadığı hapishane gibi ortamlarda gerçekleşme eğilimindedir.
Homofobi
Homofobi, eşcinsellere ya da eşcinselliğe karşı duyulan irrasyonel nefret, korku, hoşnutsuzluk ya da ayrımcılıktır.Geniş manası ile diğer cinsel yönelimlere sahip olan LGBTT kişileri de içerir
Homofobinin, çok çeşitli dışavurumları mevcuttur. Sözlü aşağılamanın yanı sıra, eşcinsellere karşı fiziksel şiddet girişimleri de bulunmaktadır. Kadın eşcinselliği, özellikle erkek bireyler tarafından bir cinsel obje olarak görülmektedir. Eşcinselliğe karşı görüşlerin çoğu, bu yönelimin "cinsel eylem" durumuyla ilgilidir ve toplum, eşcinselliğin bir duygu durumu da olduğunu göz ardı etmektedir. Medya tarafından çoğu kez hedef gösterilen eşcinsellik, aynı zamanda çeşitli durumlarda bir pazarlama aracı olarak da kullanılmıştır.
Tıp ve psikoloji alanlarında eşcinsellik bir sapıklık veya ruhsal bozukluk olarak kabul edilmese de, kapalı toplumlar genelinde eşcinselliğe hâlâ bir sapıklık olarak bakmakta ve eşcinsel bireyler dışlanmaktadır. Özellikle bazı geleneksel ve manevi değerleri kuvvetli olan toplumlar eşcinsellere "öteki" olarak bakmaktadır. Bu toplumlarda cinsel roller daha çocukluktan itibaren belirlenmekte ve heteroseksüel ilişkinin dışındaki ilişkiler onaylanmamaktadır. Eşcinselliğin "insan doğasına aykırı" olduğu öne sürülmekte, insanın temel amacı olduğu varsayılan "üreme"ye ket vurduğu savunulmaktadır. Oysa bilim, cinsel kimliğin, insanın temel amaç ve/veya güdülerine etki etmediğini savunmaktadır . Ayrıca, Antik Yunan-Roma kültüründe görüldüğü gibi geleneksel ve manevi değerleri kuvvetli ve ataerkil olan her toplum eşcinselliğe karşı değildir.
Saldırgan ve kınayan bir çevre, şifahi ve fiziksel suistimal, aile ve diğer insanlar tarafından reddedilme ve tecrit yüzünden, gey ve lezbiyen gençlerin intihar etmeleri, madde bağımlısı olmaları, okulda sorunlar yaşamaları ve yalnız kalmaları olasılığı daha yüksektir.
Eşcinselleri "onarma" girişimleri günümüzde psikolojik üniformaya bürünmüş sosyal bir ön yargı olarak kabul edilmektedir. Cinsellik ve cinsel yönelim, varlığın temel unsurları olarak kişisel kohezif duyguların ve dünyada rahat ediş düzeyinin önemli belirleyicileridir.
Heteroseksüelliğe (karşı cinsellik) dönüşme isteği ile ilgili bazı analitik yaklaşım ve davranışçı terapiler mevcut olup başarıları oldukça şüphelidir. Bu terapiler eşcinselliği heteroseksüellikten daha az arzulanır hale getirmeye ya da eşcinsellikten alınan zevki azaltmaya yöneliktir; gerçekten iyi motive edilmiş bir grupta bile kişinin cinsel ve duygusal yöneliminin değiştirilemeyeceği ortaya çıkmıştır.
Kaynak: "Eşcinsellik."
Wikipedia, Özgür Ansiklopedi
http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=E%C5%9Fcinsellik&oldid=4763662





